KAŞIK


 

Gecenin köründe...  Fenerbahçe’deki lüks apartmanlardan birinin önünde durmuş, bahçe duvarına dayanmış ve bir sigara yakmış... Apartmanın girişindeki yazıya bakıyor;  “Sur Apt. No:21 ”

Pencereleri süzüyor. On altı daireden sadece birinde ışık var, sadece biri uyumamış. “Ulan ben böyle bir apartmanda otursaydım hiç uyumazdım ulan, sabah akşam âlem yapardım!” diye düşünüyor. Sigarası bitmiş, fırlatıp atıyor...

Sağ cebinden meramet çakısını çıkarıyor. Ufak çakıyı açmakta zorlandı çünkü elleri körlemiş, büyümüş, parmakları kalınlaşmış. Giriş kapısının yanındaki merdiven korkuluğunun üzerine çıkıyor, etrafına bir kez daha göz gezdiriyor ve apartmanın adını oluşturan krom harflerden S ile U’yu yerinden dikkatlice söküyor. Harfleri ceketinin “iç” cebine alıyor. Sonra, çakısını kapatıyor. Kapatırken hiç zorlanmadı, çünkü çakıyı kapatmak incelik istemiyor.

Şimdi, sabahın ilk ışıklarının altında... Büyük ve pahalı gezi tekneleriyle dolu Kalamış Marinası’nın bitişiğindeki kırık dökük bir iskeleden denize çıkmaya hazırlanıyor. Motor boşta çalışıyor...

Baştaki ve kıçtaki ipleri çözdü, balıkçı teknesi yavaş yavaş iskeleden ayrılıyor. İskeleden ayrılmak bir apartmanın çöküşüne benziyor.  Kendi kendine gülüyor. Teknesinin adı; SU

Suyun üstünde... Gezi teknelerinin arasından süzülüyor. Marinanın çıkışına yakınlaştığında motora biraz daha yol verdi ve dümeni lastik bir kayışla dengeleyerek teknenin yönünü sabitledi. Dümeni tutmasına, pür dikkat olmasına gerek yok artık.  Uzaklaşıyorlar. Başaltındaki takım kutusundan kaşık oltasını çıkarıyor. Oltanın kurşunu çok ağır, onu değiştirmesi gerek. Oltayı -fırdöndülerin arasından- kesiyor. Takımların içinden daha hafif bir kurşun seçiyor ve oltaya bağlıyor. Şimdi oldu. Moda burnunu geçtiler bu arada. Biraz yol kesiyor,  motoru yavaşlatıyor. Hızımız iyi, tıpkı bir balık gibi... Kurşunu denize bırakıyor. Bir, iki, üç, dört, beş...  Oltanın on kulaç kadar derine inmesi gerek. Az mı acaba? Birkaç kulaç daha salıyor oltayı. Ne olur ne olmaz, belki balık derindedir.  Kim bilir?

Kimse bilemez, bu bir rastlantı meselesi...

Oltanın ucunu ıskarmoza iliştiriyor.  Oltayı tutmasına gerek yok artık.  Baş tarafa geçiyor ve teknenin burnundaki “SU” yazısını kontrol ediyor. Güzel... Harfler de yerli yerinde. Bir sigara yakıp dümenin yanına uzandığında “Nereye gidersek gidelim” diye düşünüyor. Gökyüzünün altında ve üstünde...

 

 

 

 

Zafer Yalçınpınar

25 Ekim 2008

                                                                              


Ana Sayfa

İLETİŞİM İÇİN:
 
MSN: zaferyal@hotmail.com
zaferyal@gmail.com
                                                                                                 
   Tüm yazıların ve fotoğrafların yayın hakkı Zafer Yalçınpınar'a aittir. Yazılar ile görsel öğeler, T.C. Telif Yasaları tarafından korunmaktadır. Yazılı izin alınmadan kopyalanması veya kullanılması hukuki sorumluluk doğurur.
Bu sayfa en iyi 600 X 800 çözünürlüğünde görünür